Saçmalığın İki Kavramı

hayat üzerine bir iki şey

Perşembe, Mart 24, 2005

Hacettepe Hastanesi ve Bilinmeyenler

Bugüne dek yolunuza hiç düştü mü bilmiyorum ama ben Hacettepe Hastanesinde tam 1 hafta kimsenin haberi olmadan yaşadım. Bu sırlarla dolu hastane görünümlü üs hakkında hemen hemen her şeyi öğrendim. Sadece bazı ayrıntıları ve bağlantıları bulamadım. Bu hastaneye girmek için sıradan bir vatandaş gibi sevk aldım. Bu sevki yoğun uğraşlarım sonucunda zor da olsa almayı başardım. Şimdi beni daha da zor bir görev bekliyordu; hastanede kalmak…


Bu yüzden basit bir iki tahlil için stratejik konumu çok önemli olan ürolojiyi seçtim. İçeride onlarca hasta vardı. Bir de kocaman özel bir kilide bağlı kapı. Bu kapının arkasında neler olup bittiğini bilmenin merakı içimi kemiriyordu. İdrar tahlili için toplam 354 basamak inip çıktım. Yaklaşık olarak hastanenin 5/7’sini dolaştım. Bu gezim sırasında çok yararlı bilgiler topladığımı söyleyemesem de ortama ayak uydurmak için hasta psikolojisine girmeme yardım etti. Formalite icabı olarak bir iki yere işedim.


Hastanenin tanesi 100 ytl civarında olan parlak ve güzel mermerleriyle döşenmiş kısımları tabi ki güzel bir kandırma aracıydı. Her yer güzel ışıklandırılmış ve bazı sanatçıların eserleriyle – genellikle seramik- süslenmişti. Bu eserlere uzun süre bakıldığında fark ettiğim şey: gitgide hasta olduğumu hissetmemdi. Bu o kadar işe yarıyordu ki, kaybolduğumu düşündüğüm bir anda rastladığım ve hasta olduğunu düşünen bir adamın tam tamına 53 gündür orada yaşadığını öğrendim. Ama o donuk gözlerine daha fazla bakmamak için hemen yolumu sordum ve uzaklaştım.


Bu arada içerideki insanların ellerinde bir sürü değişik renkte basılmış formlar vardı.; evet sadece bunlar ve bu formlar sayesinde insanlar bir sonraki duraklarını anlayabiliyorlardı. Burada bir tür küçük bir evren vardı; kendi başına yeterli olan ve tıkır tıkır işleyen baş döndürücü bir sistem.

Devamı gelecek



dikkat dikkat:
uzun zamandır bu yazıyı düzenlememek için savaş verdim ama artık dayanamadım (hatta dayanamadık). bu yazı - belli ki çok uyduruk yazmışım - gerçeküstü göndermelerle bir hastane tasviri idi. yani burası hacettepe'de değil de gata da olabilirdi, bilmemne hastanesi de olabilirdi. neyse, aslında yazılan yorumlardan epey toplumsala ait epey bir veri elde ettik (haha bütün veriler elimizde).ne fanatikler varmış... kusura bakmayın canlar, yazınsal bir rezillik çıkardım galiba ortaya. neyse bir de bu yazıya esprili yaklaşın... ne bileyim en azından yorum yazmayın.

Pazartesi, Mart 21, 2005

git-gel

git geller, gidip gelenler, içimde yükselen ve beni boğacak kelimeler, saçmalıklarımdan kurtulup suya düşmeler...

Perşembe, Mart 17, 2005

biz kimiz..?

"ufak tefek çocuklar, güzel günler var; bekliyoruz gelsin diye, biz kim kim ki onlar?"

şarkı sözlerinde yaşayan, okudukları kitaptan, izledikleri filmdin bi türlü çıkmayan-çıkamayanlar...

sanırım tekrar saçmalıyoruz

biz kimiz ki de yazdıklarımızı insanlar okusun diye başladığımız bir blogger ile karşınızdayız. Tabi ki bizim kim olduğumuz hiçbir zaman bir önem taşımayacak. en azından bu blog'u hazirlayan iki insan hakkında biraz fikir vermek gerekiyor. bu iki insan(cık)lar varolma savaşı veren aşağı yukarı 5 yıldır tanışan ve bu süre içinde çok nadiren ortak düşünceleri paylaşabilen kişilerdir. Bu blog'u bile yaratmak -ki hayat basit bir iştir bu- yaklaşık bir aylık bıdıbıdının sonunda gerceklesmistir.

her neyse, saçmalamaya başlıyoruz...